Eğitim Emekçileri Derneği (EED) Ekim 2006'da işçi sınıfının kitlesel bir bölüğü olan eğitim işçilerinin(kadrolu,sözleşmeli,ücretli,vekil, usta öğretici,
dershane ve özel okul öğretmenleri, üniversite emekçileri, öğretmen adayı üniv. Öğrencileri ve diğer eğitim çalışanları) kolektif mücadelesini amaçlayan özgün bir araç olarak kuruldu.
Bu dönemde işsizlik ve güvencesiz çalışma yüzbinlerle ifade edilirken, ücretli kölelik koşulları her yeni saldırı ile daha da derinleşmekteydi. Bir yandan kadrolu eğitim işçilerinin kazanılmış
haklarına yeni saldırılar yöneltilirken eğitimin ticarileştirilmesi ve neoliberal eğitim felsefesi uygulamalarında vites gittikçe büyütülmüştü. Bu alandaki örgütsüzlük saldırı politikalarının hızla
hayata geçmesine neden olurken, işsizlik ve kölece çalışma koşulları altında ezilen eğitim işçilerini bekleyen yalnızlaşma, yaşamdan soyutlanma, bunalım, cinnet ve intihar oluyordu. Kurulu eğitim
sendikalarının bırakın saldırıyı göğüslemek onu anlamakta bile zorlandığı bu dönemde, EED mücadele sahnesine böylesi hayati bir ihtiyacı karşılamak için çıktı.
EED, farklı eğitim işçisi kesimlerinin matematiksel bir biraya gelişi değil, eğitim emeğinin toplumsal üretimdeki yeri ve eğitimci emeğinin parçalı yapısı temel gerçeği üzerine birleşik
kolektif mücadelesinin özgün bir örneği olarak kuruldu. Bizzat işsizlik ve ücretli kölelik koşulları altında ezilen ve yeni bir arayışın peşinde olan genç eğitim işçileri kuşağının ilk somut örgütsel
pratiği oldu. EED'yi özgün kılan tek başına eğitim işçilerinin ortak örgütlülüğünü savunuyor olması değildi kuşkusuz. Sınıfın değişen yapısının ele alınması, kapitalizm ve ücretli kölelik ilişkisi,
eğitimci emeğinin toplumsal üretimde tuttuğu yer, yeni kuşak eğitim işçilerinin özellikleri, ihtiyaç ve özlemleri, varolan sendikal deneyimlerin süzgeçten geçirilip verili durumun aşılması yönündeki
çaba ve yeniyi kurma istek ve iradesi EED'yi özgün kılan temel özelliklerden sadece birkaçıdır. Onu farklı kılan en önemli ayrım ise; mücadelenin çözüm bekleyen güncel sorunları ile birlikte çubuğu
temel sınıf karşıtlıklarına bükmesi ve çözümü Sosyalizm için mücadele olarak koymasıdır.
EED'nin ana gövdesini, ücretli kölelik koşullarıyla en çıplak biçimde tanışan 20'li yaşlardaki dershane ve özel okul öğretmenleri,
işsiz ve güvencesiz genç kuşak öğretmenler oluşturdu. Önemli tecrübe ve birikim yetersizliklerimize rağmen ortaya çıkan mücadele isteği kısa zaman içinde EED'nin isminin duyulmasına ve
başlangıç için yeterli sayılabilecek bir ilgiyle karşılaşmasına neden oldu. Bu ilk etki yeni ve daha cesur adımların ardı ardına gelmesini sağladı.
Bahsettiğimiz bu ileri yönler ilk sonuçlarını da verdi. Bunlardan bazıları şöyledir;
Eğitim işçilerinin tüm kesimlerinden temsilcilerin katıldığı ve hem bileşimi hem de ortaya koyduğu yaklaşımları ile Eğitim Emekçileri Kurultayı Türkiye'de bir ilk olarak işçi sınıfının
kolektif hanesine önemli bir kazanım olarak yazıldı. Kurultayın hemen ardından “Öğretmenin Onuru, Toplumun Geleceği İçin Ücretli Köleliğe Karşı Birleşiyoruz” ana başlığı ile 19 ilde eş zamanlı
örgütlediğimiz kampanyamız kurultayda ortaya çıkan birikimin politika düzeyinde ifadesi ve yaşamda sınanması anlamında önemli bir tecrübe oldu.
Bu sürede başta KPSS ve öğretmen intiharları olmak üzere, pek çok konuda bağımsız eylem ve etkinlikler düzenledik. Sınıfın birleşik örgütlü mücadelesi adına, farklı eylem, etkinlik ve direnişlerle ortaklaşma ve
dayanışmayı temel bir görev olarak algıladık. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in öğretmen atamaları kura salonunda protesto edilmesi, suskunca kura sonuçlarının beklenmesinin kural haline geldiği ogünlerde
filizlenmekte olanı gösteriyordu. İstanbul'da Çekmeköy ABC Dergisi ve Kadıköy Hedef dershanelerinde örgütlediğimiz grev provası iş bırakma eylemleri Türkiye'de gerçekleştirilmiş
ilk eylemler olarak işçi sınıfının deneyim hanesine yazıldı.
Önemli kesintiler olmasına karşın özveriyle çıkardığımız Eğitim Emekçileri Bülteni eğitim işçilerinin tüm kesimlerinin ve ortak sorunlarının ele alındığı yine benzeri olmayan bir ürün olarak
uzunca bir süre etkili bir yayın olarak varlığını sürdürdü. Özel eğitim şirketlerinde kölece çalışma koşullarına mahkum edilen eğitim işçisi arkadaşlarımız için hazırladığımız “Haklarımız”
broşürü önemli bir hukuksal ihtiyacı giderirken, web sitemiz önemli bir iletişim ve örgütlenme aracı olmanın yanında binlerce eğitim işçisinin sorunlarını çözdüğü bir araç olarak da varlığını sürdürdü.
Yine 1 Mayıs'ta resmi tatil hakkının dershane ve özel okullarda kullandırılmamasına karşı yürüttüğümüz kampanya ile yüzlerce dershane ve özel okulda ve onlarca ilde bu hakkın kullanılmasına dair yaptığımız
çalışmamız başarılı oldu ve önemli bir etki yarattı.
Özellikle son 3 yıldır ortaya çıkan ve mücadelenin yeni bir soluğu olan işsiz öğretmenler mücadelesi, her zaman EED'nin gündeminde oldu ve EED bu alanın örgütlenmesinde çok yönlü engel ve anlayış farklılıklarına
rağmen önemli bir misyon üstlendi.
Eğitim alanında yaşanan kapsamlı alt üst oluşların birer sonucu olarak ortaya çıkan ekonomik ve çalışma yaşamına dair sorunlar EED'nin tek gündemi olmadı. Neoliberal birey-toplum oluşumu, neoliberal eğitim
felsefesi, eğitim işçileri açısından önemli bir tehlike olarak ortaya çıkan rekabet, bireycilik, yabancılaşma ve örgütsüzlük EED'nin temel mücadele konusu oldu.
Ancak;
Böylesi ileri yönleri ve ortaya çıkan ilklerin sahibi olan EED üyeleri olarak, aradan geçen 5 yılı aşkın süreç sonunda mücadelenin çözüm bekleyen kapsamlı sorunları ile kendi durumumuzu kıyasladığımızda verili
durumun yeterli olmadığını gördük. Sınıfın ve eğitim işçilerinin değişimi ve yeni olanakların ortaya çıktığı, mücadele araçlarının çeşitlendiği, teknolojinin yaşamın içine yerleştiği bir dönemde EED'nin; varolan çok
yönlü özelliklerine rağmen kendini geliştiremediğini, ortaya çıkan güncel sorunlara cevap bulmakta ve buna göre konumlanmakta yetersiz kaldığını tespit ettik.
EED'nin diğer örgütlerle temel ayrımını da oluşturan teorik birikimini değişen koşullara uygun güncelleyemedik, geliştiremedik. Buradaki durağanlık giderek tutuculuğa ve tek yanlılığa dönüştü. Varolan birikimin
kolektife maledilememiş olması kaba işbölümünü yeniden üretirken üretkenliği engelledi. Teorik birikimi politika üretimine dönüştüremedik, mücadelenin gerçek sahipleri ve hayatla buluşturamadık. Genç kuşak eğitim
işçilerinin zenginliğine, dinamizmine, mücadele isteğine, biz çok dar ve tek yanlı kalıpları dayattık o da geri tepti ve karşılık bulmadı. Yaşanmakta olanın tespiti ve eğitim işçilerini bekleyenlerin ifadesi
konusundaki gelişkinliğimizi, mücadelenin güncel pratik sorunlarının çözümü konusunda iyi değerlendiremedik. Genel ve soyut konuşma ile parçadan düşünme arasındaki git gellerimiz ortasını bulamama ve herikisini
birlikte yapamamamıza neden oldu. Çalışmanın ruhuna sinen anticilik ve dar protestoculuğun yerine altenatif bir mücadele programı üretemedik. Yeni gelişen olanakları iyi değerlendiremedik, ihtiyaç duyulan
adımları zamanında atamadık ve gerekli önlemleri almakta tutuk davrandık.
Örgütlülüğün kurumsallaşması ve yaygınlaşması konusunda ihtiyaç duyulan adımları zamanında atamadık. Bir mücadele aracı olan EED'yi başlangıçtaki iddialarımızın aksine, tabandan ve sınıf
dinamiğine dayanarak ilerletmek yerine sahip olunan dar kadroların oluşturduğu bir oluşum ile hayata geçirmeye çalıştık. Tüzükle yönetilen bir örgüt olamamanın, organlaşmanın ve komiteli çalışmanın
hayata geçirilememesi gelişkin bir sınıf örgütü olma adına atılan adımları giderek zayıflattı ve engelledi. Geleneksel sendikal anlayışla hesaplaşmanın bir aracı olarak gördüğümüz EED'de benzer hataları
yinelemekten kurtulamadık. Bugün geldiğimiz noktada tek biçimli bir örgütlenme modeli ve örgütlenme tarzı ile alanın bütününün kapsanamayacağı gerçeğiyle yüzleştik.
Sınıfın değişen yapısını, proletaryaya doğru çözülen kesimlerin ileri ve geri yönlerini baştan beri ifade etmemize karşın neoliberal birey ve toplum oluşumu ve sonuçlarını yaşam içerisinde bilince çıkarmakta
zorlandığımız için genç eğitim işçisi onbinlerle ilişki geliştirmede zorlandık. Çünkü sözkonusu kuşağın fertleri olmamıza karşın ortaya çıkan örgütsel iklim bizleri bu olanaklardan yoksun bıraktı. Biz geçmişin
geleneksel değerleri üzerinden ve öğrenegeldiklerimizle adım atmaya çalışırken, dışımızdaki onbinler ise bugünün sorun ve ihtiyaçlarıyla varlardı ve uyum sağlamakta zorlandık.
Eğitim-Sen'li, Öv-Der'li, Genç-Sen'li ve Ayöp'lü üyelerimizin EED ve bu kurumlarla kurdukları ilişkileri iyi yönetemedik. Özellikle sendikal deneyimlere sahip kadrolu eğitim işçisi üyelerimiz ile genç eğitim işçisi
kuşağına mensup eğitim işçisi arkadaşlarımız arasında sağlıklı bir köprü kuramadık, karşılıklı beslenme ilişkisini oturtamadık. Bu ilişkiyi kurmaya çalıştığımız her dönemde de eski ile yeninin çelişkisini ileriye
doğru çözmeyi başaramadık. Mücadeleyi yaşamın merkezine oturtamama ve sonuç olarak part time çalışma, birbirinden bekleme, birbirinden sosyal olarak uzaklaşma gibi yanlarımızdan kurtulmakta zorlandık. Bir kuşak
özelliği olarak da, çabuk sonuç bekleme, sonuç alamadığında da umutsuzlaşma ve mücadeleden düşme eğilimi giderek güçlendi.
Sonuç olarak;
Sorunların çözümü konusunda atılan her yeni adım ve geliştirilen her yeni irade çözüm noktasında yeterli olmadı ve faaliyetin bu biçimiyle devam etmesi giderek bir yük ve yeni sorunların kaynağı haline geldi.
Böylece yukarıda sıraladığımız belirleyenler ve sonuçları üzerinden, yeni ve daha güçlü adımların atılabilmesi için EED adıyla yürütmeye çalıştığımız faaliyetin sonlandırılması kararına ulaştık.
EED'yi kapatırken, üyeler olarak mücadeleye nokta koymaktan ve mücadelenin sonlandırılmasından bahsetmiyoruz. Biz giderek yapısal hale gelen sorunların ortaya çıkardığı bu atmosfer ile, mücadeleyi EED biçimiyle
yürütemediğimizi gördük. Bizler mücadelenin içinden çıkardığımız birikimin bambaşka biçimlerle hayatta karşılığı olacağını, süreceğini biliyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, sınıfın parçalanmışlığı ama zenginleşen
bileşimi, karmaşıklaşan sorunları ama yeni olanakları, yeni çelişki ve çözümleri ile yepyeni bir dönem açıldığını biliyoruz. Bulunduğumuz alanda bugün ciddi bir dönüşüm ve farklılaşmayı yaşıyoruz. Yeni dönem
herbirimiz açısından yapılan hatalardan dersler çıkarttığımız, ileri yönlerimizin üzerine yenilerini eklediğimiz ve yeni adımlar attığımız bir dönem olacaktır. EED adına hiç de kolay ulaşmadığımız bu karar bu
bilinç ve kavrayış üzerinden alınmıştır.
Şubat 2012
Eğitim Emekçileri Derneği